HÜDA PAR’A SALDIRININ MERKEZİ SİYONİST İŞGAL REJİMİDİR
Günlerdir bir umut canlı bulunmasını beklediğimiz Narin
Güran kızımızın maalesef cansız bedenine ulaşıldı. Katledildiği anlaşılan
kızımızın faillerinin bir an önce bulunması ve hak ettikleri cezaya
çarptırılması bizim ve bütün Türkiye kamuoyunun tek beklentisi olmuştur. Yargı
makamlarının hiçbir noktanın karanlıkta kalmadan olayı aydınlatması için HÜDA
PAR olarak biz de sürecin takipçisi olacağız. Narin, katledilen masum pek çok
çocuğumuz gibi sadece toprağa değil gönüllerimize de emanet edildi. Başka Narinler
hayattan koparılmasın diye bu topraklarda vicdanı, merhameti ve iyiliği yaymak
hepimizin ortak görevi ve sorumluluğudur. Ancak bu şekilde insanlıktan çıkmış
canilerin yürekleri dağlamasına engel olabilir, huzuru barışı kalıcı olarak
tesis edebiliriz. Ama gelin görün ki toplumsal acılar üzerinden siyasi rant
devşirmeye alışmış olanlar geçmişte olduğu gibi bugün de partimizi hedef alan,
yalan ve iftira içerikli çok sayıda paylaşımda bulunmaktadırlar. Dikkatli bir
gözlemci, bu alçakça iftiraların tek bir merkezden yönetildiğini fark etmiştir.
Bu merkezin kim ve neresi olduğu aslında herkesçe malumdur.
Bilinçli veya bilinçsiz şekilde pek çok kişi bu yalan ve
iftiralara alet olmuş, bilip bilmeden bu örgütlü kötülüğün bir parçasına
dönüşmüştür. Elbette hakaret, iftira ve dezenformasyon içerikli paylaşımları
dolaşıma sokanlardan dün olduğu gibi bugün de hukuk önünde hesaplaşacak,
yapanın yanına kar kalmadığını herkese göstereceğiz. Hukuk İşleri Başkanlığımız
bu konuda hızlı ve etkili aksiyon almış ve müfteriler hakkında gerekli yasal
işlemler derhal başlatılmıştır.
Siyonist manipülasyon merkezlerinin isimlerini bile
gizleme gereği duymadan HÜDA PAR’ı karalama amaçlı mesajları olduğu gibi
kopyalanarak Kemalist ve sol çevrelerce, PKK’ye yakın hesaplarca yayılmaya
çalışılmış, alçakça iftiraların organize bir şekilde nasıl tedavüle sokulduğu
bir kez daha gösterilmiştir.
Kamuoyu, CHP’nin, DEM’in ve onlara bağlı çalışan trol
ordularının iftiralarının ve, Kandil’in son
günlerdeki tehditlerinin sebebini çok iyi bilmektedir.
HÜDA PAR, halkımızın inanç ve kültür değerlerine saygı
duyduğunu ve bu değerlerin korunması noktasında alınması gereken önlemleri,
sürekli dile getirmiştir.
HÜDA PAR, eşit vatandaşlık temelinde hak ve özgürlüklerin
güvence altına alındığı yeni, sivil ve adil bir anayasa talep etmektedir.
HÜDA PAR, “Ülkemde Siyonist istemiyorum” diyerek,
soykırıma ortak olmuş çifte vatandaşlığı bulunan kişilerin vatandaşlıktan
çıkarılması, yargılanması ve mal varlıklarına el konulması yönünde yasal bir
düzenleme yapılmasını istemiş ve bu düzenlemeyi Meclis gündemine taşımıştır.
HÜDA PAR’ın hedef alınmasının sebebi budur.
HÜDA PAR’a saldırının merkezi siyonist
işgal rejimidir. Yaşananlar, siyonizmin Türkiye siyaset ve medyasında güçlü bir
lobisinin ve çok sayıda maşasının bulunduğunu göstermektedir ki bu, bir milli
güvenlik sorunudur. Bu konuda hukuki, siyasi ve güvenliğe dair her türlü önlem
ivedilikle alınmalıdır.
Siyonizm ve uşakları ne yaparsa yapsın
HÜDA PAR olarak mazlum Filistin halkının yanında olmaya devam edeceğiz.
REVİZYONLAR 'EKONOMİK İSTİKRAR MI, EKONOMİK ZORLUK MU?' SORUSUNU AKLA
GETİRİYOR
Ekonominin 2025-2027 dönemine dair 3 yıllık yol
haritasını sunan Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Orta Vadeli Program, ülke
ekonomisini seçimsiz dönemde istikrara kavuşturmayı hedeflerken yapılan
revizyonlar, programın etkinliğini sorgulatmaktadır. Enflasyon hedefinin
%33'ten %41,5'e çıkarılması, büyüme hedefinin ise %4'ten %3,5'e düşürülmesi
gibi önemli değişiklikler dikkat çekmektedir. Bu durum, sıkıntıların beklenenden
daha uzun süreceği anlamına gelmektedir.
Programın fiyat istikrarını sağlayacağına dair umutlar,
gerçekçi olmayan temenniler olarak değerlendirilmektedir. Dışsal zorluklar ve
iç ekonomik problemler, programın başarısını engellemektedir. Ayrıca, işsizlik
oranında beklenen azalma mevcut ekonomik durumla tutarsızdır. Yüksek faiz
oranları, ülke ekonomisinin olumsuz etkilenmesine neden olacaktır. Orta Vadeli
Program, IMF politikalarını anımsatan daraltıcı maliye ve para politikaları
içermektedir. Bu uygulamalar genelde kısa vadeli çözümler sunsa da uzun vadede
kalıcı bir ekonomik istikrar sağlamayacaktır. Sonuç olarak, yine emekliler,
asgari ücretliler, dar ve sabit gelirli çalışanlar ve küçük esnaf gibi kesimler
en büyük mağdurlar olacaktır.
YENİ EĞİTİM ÖĞRETİM
DÖNEMİ “ESKİ” SORUNLARLA BAŞLADI
2024-2025 Eğitim-Öğretim yılı başladı. Her yıl olduğu
gibi bu yıl da sorunlarla uzun bir maratona start verilmiş oldu.
Öğretmen açığının kapanması konusunda bir türlü neticeye
varılamıyor. Hâlâ 68 bin öğretmen açığı var. MEB'in Mayıs 2024 verilerine göre
çeşitli branşlarda 90 bin ücretli öğretmenle beraber toplamda 158 bin öğretmen
açığı var. Öğretmen olabilmek için KPSS’ye giren öğretmen adaylarının sayısı
ise yaklaşık 530 bindir.
Okullarda temizlik ve hijyen durumu ayrı bir sorundur.
Günün önemli bir bölümünü geçirmek zorunda oldukları okul ortamları
yaşanabilecek durumda değilse çocuklarımız nasıl sağlıklı eğitim alabilirler?
Temizlik ve hijyen konusunda oldukça mustarip olan okul
idarecileri, kayıt parası adı altında para toplamak zorunda kalıyorlar. Önceki
yıllarda TYP’li personel istihdamı vardı. Bu yıl ise ‘’İşgücü Uyum Programı’’
adı altında personel alımına gidilecek. Ancak bunların bir kısmı siyasileri
referans göstererek okullarda temizlik işlerini yapmıyorlar. Dolayısıyla
idareciler, kayıt parası adı altında velilerden topladıkları parayla
çalıştırabilecek personel istihdam ederek temizlik işlerini yaptırıyorlar. Oysa
MEB, okul bütçelerine ilave destekte bulunsa ya da okullardaki temizlik
personelinin denetimini yapsa kronik olarak gördüğümüz bu sorun çözülmüş
olacak.
Her yıl karşılaşılan sorunlardan bir tanesi de
öğretmenlerin dışarıdan pahalı ek yardımcı kaynaklar dayatması sorunudur.
Ağırlaşan hayat şartları karşısında velilerin büyük çoğunluğunun bu tür yükleri
kaldıramayacağı aşikardır. Bakanlığın hazırladığı kitapların yetersizliği gibi
bir sorun olmamalıdır. Kitaplar yardımcı kaynak gerektirecek yetersizlikte
olmamalı, ihtiyaç olursa bu yardımcı kaynakları da bakanlık vermeli,
öğretmenler de bakanlığın verdiği yardımcı kitaplar dışında kitaplar
dayatmamalıdır. Büyük bir rant ve suistimal alanı olan yardımcı kitaplar
sorunu, dışarıdan alım yapılmasının tamamen yasaklanması ile kökten
çözülmelidir.
Öte yandan okul servis ücretleri de ayrı bir sorundur. Aylık
okul servis ücretleri 4 binden başlayarak km’ye göre 40 bin liraya kadar
çıkabilmektedir. Geçim sıkıntısı yaşayan ailelerin bu yükün altından kalkması
mümkün değildir. Sosyal devlet anlayışının gereği olarak ihtiyaç sahibi
ailelere destek sağlanmalıdır.
GAZZE’DEKİ KATLİAM
Soykırımcı siyonist rejimin Gazze Şeridi’ne 7 Ekim
2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda şehit olanların sayısı 40 bin 878’e
yükseldi. Saldırıda şehit edilenlerden yaklaşık 17 bininin çocuk, 12 bininin
ise kadın olması işgal çetesinin Gazze’de bir soykırım yaptığının açık
delilidir. Buna rağmen işgal rejiminin sözde başbakanı Netanyahu, Gazze’de
sivil ölümlerinin yüksek olmadığı açıklamasını pervasızca yapabilmektedir.
Dünya, Gazze’de katliam ve soykırımı sonlandırmayı ve
çekilmeyi reddeden işgalcilerin ve bir yandan işgalciye silah akıtırken diğer
yandan da sözde müzakere masası kuran ABD’nin arasında, soykırım seyircisi
olarak sıkışıp kalmıştır. Bölge ülkelerinin Afganistan ve Irak işgallerinden bu
yana devam eden seyirci, hatta işgalcilere destekçi pozisyonu, bugün Gazze’nin
yarın başka bir yerin esaret altına girmesine neden olacaktır.
Müslüman halklar onurlu bir duruş sergileyerek
işgalcilere karşı caydırıcı adımlar atılması için hükümetler üzerindeki sivil
baskıyı artırmalı, hükümetler soykırımı durdurmak için bir an önce harekete
geçmelidir. Batı’da uyanışa geçen insanlık vicdanı kısmi de olsa çeşitli
ambargo kararları aldırmıştır. Müslüman halklar da Gazze’yi unutmamalı her
fırsatta yöneticilerin önüne bir vicdan muhasebesi olarak koymalıdır. Öte
taraftan soykırıma destek veren Amerikan askeri gemisinin İzmir limanına
demirlemesi, toplumun vicdanını yaralamıştır. Türkiye’nin bu gemiyi derhal
ülkeden kovması ve soykırıma karşı politikasını netleştirmesi gerekir.
SİSİ’NİN TÜRKİYE ZİYARETİ
Mısır’ın darbeci Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi,
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine ilk kez Türkiye’ye gelmiş
ve iki ülke arasında 17 anlaşma imzalanmıştır. Sisi’nin Mısır’daki şehit
Muhammed Mursi yönetimine karşı gerçekleştirdiği kanlı darbe ve sonrasında da
devam eden baskı ve şiddet politikalarının yaraladığı vicdanlar kanamaya devam
ediyor. Gazze soykırımının devam ettiği
bu süreçte bölge ülkelerinin siyonist vahşete karşı mücadele adına aralarındaki
sorunları buzdolabına koymaları anlaşılabilir. Ancak darbeci yönetimle başlayan
yakınlaşma belli sınırlar ve şartlar dahilinde olmalı ve Mısır halkı üzerindeki
baskının sona ermesine vesile olmalıdır.
2013 yılındaki kanlı darbeden bu yana Mısır halkı
üzerindeki baskı devam etmekte, İhvan Hareketi başta olmak üzere siyaset,
akademi ve sivil toplumun önde gelenleri asılsız iddialarla hapiste tutulmakta,
idama varan ağır cezalara çarptırılmakta ve hareketin tüm faaliyetleri
engellenmektedir.
Halkıyla normalleşmeyen, halkın haklı taleplerini baskı
ve şiddet politikalarıyla bastırmaya çalışan yasakçı bir zihniyetin bölgesel
meselelerde de koltuk güvenliğini önceleyeceği bilinmelidir.
Türkiye bu “normalleşme” sürecinde Mısır halkı üzerindeki baskının sona erdirilmesini sağlamalı, lider ve üyeleri ile birlikte tüm darbe karşıtlarının serbest bırakılmasına öncülük etmelidir. Hareket üzerindeki yasaklar kaldırılmalı ve Mısır’daki siyasi geleceğe asker postalları değil halkın kendisi karar vermelidir.
